Arşiv Anasayfa Resimli Şiirler
Sayfalar: 1
Sen geLdin , üstelik Aşk da değildin... By: serkanca Date: 26 August 2007, 00:09


















.......
Sonra Sen Geldin
Üstelik Aşk da değildin

'Anlamak' kelimesini sözlüklerden çıkartıp elimle dokunacağım kadar somut
hale getirdiğin
ve yüreğime yerleştirmeme yardım ettiğin için...

'Anlamak' ve 'anlaşılmanın' en güzel denilen sevişmeleri kıskandırdığını
bildiğin ve bana
da öğrettiğin için... Durum ne olursa olsun, dilinde bu kadar güzel bir
'özgürlük'
şarkısıyla yaşayabildiğin için... Senin için...

Bu, insanın içinde yaşatıp zamanla sevdiği ve kendisine çok acı verse de,
neredeyse
bedenine bir organ gibi eklediği, hüzün doğuran tüm uzun soluklu duyguları
yerle bir eden,
kısacık bir hikayedir!

Sonra sen geldin.

Yaşayıp gidiyordum... 'Yaşayıp gitmek!' Ne saçma! Bu fiili nedense,
hayatımızın sıkıcı
olduğunu, bir günün diğerinden farklı geçmediğini düşündüğümüzde kullanırız.
Oysa tam
tersi olması gerekmez mi? 'Yaşamak ve gitmek...' Yaşıyorum, gidiyorum, yol
alıyorum. O
halde şöyle demeliyim: "Yaşıyordum ama gitmiyordum." veya "Gidiyordum akıp
zaman içinde,
kaybolmuş vaziyette, ancak yaşamıyordum.

Bir aşk hikayesine boyanmıştı bütün mevsimlerim
Tuhaflığı yoktu yazın kazak giyip de
Kışın denize girişimin
Kazağımda da aşk kokusu vardı
Acıma dokunan ve
Nasıl kokacağını şaşıran
Yosunlarda da

Sonra sen geldin.

“Hadi gel, hayatı anlayalım ve anlatalım." dedin. Çok konuştuk bu konuda,
çok... Hem her
duygunun tarifini almak istedin hem de hepsi hakkında, bildiğin ne varsa
bana vermek.
Seninle konuştukça, kendime dair son derece basit ama yine de hiç üzerinde
durmadığım bir
şeyler olduğunu görmek beni nasıl da şaşırtıyordu.
'Acı' konusunda çok konakladık...

Kanattıkça beni böyle acı
Ve sohbetler yetmeyince nefes almaya
Ağlardım
Yaralarımdan şiir yapardım

Acı bir annedir, durmadan hüzün doğuran. Ahh, ben o hüzünlerle boğuşmak,
azıcık nefes
alabilmek için kaç kitap okudum, kaç film izledim, kaç hayat belledim, bir
bilseniz.

Yooo! Dostlarıma haksızlık edemem şimdi. Turuncuya boyalı güney
akşamlarından, fesleğen
kokulu batı ikindilerinden, kuzeyin gri sabahlarına kadar kaç sohbet vardır
yüreğimde
daima saklayacağım. Ahh, benim kelimelerle beyinlerinde tepindiğim
dostlarım... Nasıl da
isterlerdi gözlerimden yanaklarıma dökemediğim gülüşleri görmeyi. Bence,
dostlar daima
'gülmek' ve 'gülümsemek' arasındaki farkı bilirler, bu nedenle onlara
arkadaş değil de
'dost' deriz zaten. Her sohbette yüreğimi yatırıp masaya, son derece
dikkatli ve zarif
hareketlerle, acı ve hüzün doğuran parçalarıma ulaşır, üzerini örterlerdi.
İyi hissederdim
bir süre. Apartmanların üzerinde uçuşan martıları fark ederdim en azından.
Ancak sonra yine
hüzün... Yüzsüz hüzün...

Baktığım yerlerde gözlerim
Bazen öyle uzun kalırdı
İnanmazsınız ama
Baktığım yerler sıkılırdı

Sonra sen geldin.

Geldin ve: “Hele şu yükünün birazını bana ver.” dedin. Şaşırdım çünkü
görünüşe göre senin
yükünün benimkinden fazlası vardı ama eksiği yoktu. Sen anlatırken fark
ettim ki içinde bir
yerlerde bu yüklerle başa çıkmak için özel eğitimli bir parçan vardı. Bu
parça, yükün
niteliğini ya da niceliğini, yürekte en hafif duracak hale getirebiliyordu
gerçekten.

Konuşurken bir yandan da yüreğimin en tozlanmış ve uzun süredir de yanına
hiç uğranmamış
parçasını koydun masaya. “Bak,” dedin "bunlar hayat dostu parçalar . Şimdi
bunları öyle
güzel temizleyeceğiz ki bir daha canın içindeki parçalara dokunmak
istediğinde ve hüzne
giderken, bunların ışıltısına takılacaksın. Takılacaksın ki hüzün doğuran
acı parçaları
koyuvereceksin yerinde tozlanmaya. Böylece de zamanla ağırlıkları, olması
gerektiği kadar
olacak. Oysa sen ha bire parlatıp parlatıp durmadan onlara bakıyordun
önceden ve bu da
onları olduğundan ağır hale getiriyordu. Oysa tam tersini de yapabiliriz
hepimiz. Işıldayan
parça daima daha ağırdır. Gel, hayat dostu parçaları ışıldatalım durmadan.”

Sen geldin
Kelimelerini şekere batırarak
Sen geldin
Baktığın yerlerde çiçekler bırakarak

Acıya ve hüzne gereğinden çok yüz vermemeli insan. Ben artık hüznü içimde
şişmanlatmamayı,
başarıyorum galiba. Geçen gün ne gördüm dersiniz? Meğer ne kadar
yakışıyormuş martılar
denizin üzerine! Hikaye bu kadar...

Merak edeceksiniz belki, bu değişiklikleri sağlayan dostum kimdi? Diyelim
ki, kırk yaşını
geçmiş veya otuzuna gelmemiş bir adamdı, seksen yaşında bir ihtiyar, hep
otuzunda yaşayan
bir kadındı ya da dört yaşında bir çocuk; hem hepsiydi, hem hiçbiri değildi.
Ne fark eder
ki? Bir can’dı.

Canımın içi değil
İçimin canı olup da
Sen
Geldin
Üstelik
Aşk da
Değildin
.............................

Ynt: Sen geLdin , üstelik Aşk da değildin... By: boniş Date: 01 September 2007, 07:29
serkan süperdi çok beğendim sağolasın arkadaşımmm.....
bunlar senin için Wink +10