Kimi zaman kurak bir yaz atmosferinde, ansızın yağan yağmur gibidir yaşananlar, kimi zamansa kuraklık kadar gerçek. Böylesi ikilemlerde insan için iki yol vardır; gerçekliğin evreninde tükenmek ya da güzel şeyler düşlemek.
Kurak mı kurak bir yazın ortasında, cümle canlı ter dökerken, gökten bir damla yağmur yağmaz. Hayvanlar birer ikişer telef olurken, insanların çaresizliği de yüzlerine vurmuştur. Bakırköy Belediye Tiyatrosu'nun yeni oyunu Yağmurcu, böylesi bir kasaba evreninde, düş ile gerçeğin iç içeliğini anlatıyor. Richard Nash'ın 1950 yılında yazdığı, sinemaya ve müzikale de uyarlanan oyun, kırktan fazla dile çevrilerek birçok kez oynanmış bir tiyatro klasiği. İrfan Şahinbaş'ın dilimize çevirdiği, Kadriye Kenter ve Müşfik Kenter'in yönettiği Yağmurcu adlı oyunun dekor tasarımı Ali Yenel, kostüm tasarımı Gönül Sipahioğlu, müzikleri Tolga Çebi, ışık tasarımı Yüksel Aymaz imzasını taşıyor...
İki erkek kardeşi ile büyüyen Lizzie (Defne Şener Günay) evde kalmak üzeredir. Babası ve erkek kardeşlerinin kuraklıktan daha fazla dert edindiği bir durumdur bu. Ve onu kırmadan, kuzenlerini ziyarete göndermişlerdir son ümit diye... Çünkü orada belki kendisine bir eş bulabilecek ve yalnızlıktan kurtulacaktır. Ancak kadınların klasik cilvelerinden bihaber olan Lizzie, oradan da eli boş döner... Bu duruma çareler arayan baba (Münir Akça), Noah (Ali Kil) ve Jim (Alican Yücesoy), şerif yardımcısı File'ın (Doğacan Taşpınar) akşam yemeğine gelmesi için kasabaya inerler. Fakat davetin hangi amaçla olduğunu bilen File'ın reddetmesi ile iyice ümitsizliğe kapılırlar...
Oyun, dışarıda kuraklık, içeride genç bir kızın evlenememesi ve ailesinin her iki duruma da çareler üretmek için çırpınması üzerinden gelişiyor... Ayrıca şerif yardımcısı File'ın hikayesini öğrenmeye başladıkça, File ile Lizzie arasındaki iletişimin kişisel güçlükleri de ortaya çıkıyor... Bütün sebeplerin sükut ettiği noktada kapıdan içeriye, fantastik bir karakter dalıyor. Bir adam davetsiz bir misafir olarak dalıyor içeriye, çiftliğin bütün hesaplarını tutan Noah'a hayvanların öldüğünden bahsediyor ve yağmura ihtiyaç var diyor... Daha da garibi, zor bir taahhütte bulunuyor: '80 dolara size yağmur yağdırırım.' Kendisine Bill Starbuck (Ragıp Savaş) adını veren bu tuhaf adamın etki alanı kısa sürede bütün kasabayı içine alıyor.
Yağmurcu, ümit aşılayan ve 'gerçekliğin sınırının bittiği yerde düşlerin sınırı başlar' tezini anlatan bir oyun. Bill Starbuck, o kasaba senin bu kasaba benim dolaşan bir hercai ya da her gittiği yerde ümitleri yeniden uyandıran bir inanmış olabilir. Fakat, bir insanı değiştirmenin bir aileyi, bir kasabayı ve bir iklimi değiştireceğini bilen bir bilge aynı zamanda. Ketum yüreklere bir yağmur gibi işliyor. Lizzie ve File, Jim, baba ve en sonunda Noah bu düşsel yağmurun altında ıslanarak ümitlerini yeşertiyor.
Yağmurcu, kesif bir atmosferde, düşlerin ne kadar da yakınımızda olduğunu fısıldıyor kulaklarımıza. Evrensel diyebileceğimiz trükleri ve yetkin mizahı ile seyirciyi de kıskıvrak bu düşsel atmosferin içerisine çekmeyi başarıyor. Bakırköy Belediye Tiyatrosu'nun istikrarlı çizgisi içerisinde seyirciyle buluşan ve anlaşan oyunlardan bir tanesi. Bu düşsel yağmurun altında ıslanmak isteyenler için seyredilmesi gereken bir oyun. |