Son zamanlarda rock albümlerinde görmeye alıştığımız gibi bir cover bulunmuyor albümde. Çünkü Yüksek Sadakat, şarkılarında her şeyiyle kendini ifade etmeye çalışıyor. Bu albümde güçlü ve yeniliğe açık bir müzik anlayışı öne çıkıyor. Biraz müzikten sıyrılıp sözlere yoğunlaştığınızda; derin bir felsefî birikim ve ince politik mesajlara şahit oluyorsunuz. İlk albümün ardından bateristini ve vokalistini değiştiren grubun kurucusu Kutlu Özmakinacı ve yeni sesi Kenan Vural'la konuştuk. Müzik anlayışları ve albümle başlayan sohbetimiz, Türkiye'nin içinde bulunduğu sorunlar ve çıkış yolları arayışına kadar uzandı.
İlk albümden sonra iki müzisyen grupla yollarını ayırdı ve iki yeni isim katıldı. Bu, gruba nasıl yansıdı? Olumlu ya da olumsuz yönde etkileri oldu mu?
Kutlu Özmakinacı: Bu durum bizi olumlu şekilde etkiledi. Gruba yeni katılan Kenan'ın, daha tanışır tanışmaz hayalini kurduğum vokale çok yakın bir performansı olduğunu gördüm. Alpay'la da çok eskiden beri tanışıyorum. Türk rockına hizmet veren bir davulcu. Her iki katılım da yeni ufuklar açtı ve bizim kendimizi tazelememizde etkili oldu. Bu tazelenmenin insanlara geçeceğine ve iyi bir albüm olacağına inanıyoruz.
Albümün adı olan 'katil ve maktul' metaforu, insanın kendisiyle hesaplaşmasını anlatıyor sanırım...
K.Ö.: Yaptığımız seçimlerin hayatımızı ve bizi belirlediğini, bu anlamda yaptığımız seçimler dolayısıyla kendimizin katili olduğumuzu ve tabii ki bu seçimler sonucunda maktule dönüştüğümüzü anlatıyor. Bir olduğumuz insan var, bir de olmayı arzuladığımız insan... Herkesin hayatında böyle bir durum var; kimi biraz farkında, kimi daha çok. Olduğumuz insanla olmak istediğimiz insanı üst üste getirirsek o zaman hem mutluluk hem başarı dediğimiz birçok şeyi gerçekleştirmiş oluyoruz hayatımızda.
Şarkılardaki politik mesajlar zarifçe veriliyor.
Kenan Vural: Asıl mesele söylediğinizin içeriği değil, nasıl söylediğinizdir. Bizim için öncelikli olan o estetik düzeyi koruyabilmek. Bunun için metaforlara başvuruyoruz. Bunu yaparken insanların anlamasını zorlaştırmak yerine bir yandan da basit olmaktan, sade olmaktan geri durmamak gerekiyor. Ayrıca müzikte yazılan sözlerin, bir kazanç için politikayı kullanarak araç haline getirilmemesi de çok önemli.
Katı bir müzik duruşunuz yok; aksine sürekli yeniliğe açık bir anlayışa sahipsiniz. Bu albümde yaylı tamburla ve yaylılarla yorumlanmış şarkılar var.
K.Ö.: Kesinlikle katı bir duruşumuz yok. Çünkü belli bir aşamadan sonra, müzisyenlik yolculuğunda var edilen bütün müziklerin de çok ortak noktalarının olduğunu hissediyorsunuz. Rocktan kopmadan diğer tarzlardaki keyifleri bu müziğin içine koymakta hiçbir sakınca görmüyorum. Çünkü müzik türleri tek başına yoktan var olmadı, bir şekilde kendisinden önceki türlerden etkilendi.
K.V.: Bir şarkı ortaya çıktığı zaman kendi düzenleme fikirlerini de beraberinde getiriyor. Eserler düzenlenirken bu farklılıkları kendiliğinden getirdi. Bize de sadece onu uygulayıp şarkının bize fısıldadıklarını dinlemek kaldı.
Başlangıcını saymazsak Türk rock müziği son beş seneye kadar hep tekil sanatçılarla ön plandaydı. Fakat şimdi daha çok grupların hakimiyetini görüyoruz. Bunu neye bağlıyorsunuz?
K.V.: Aslında dikkatli baktığımızda bu tekil kişilerin de yıllardır aynı ekiple çalıştığını görürüz, bir anlamda gruplarla çok da farklı oldukları söylenemez. Örneğin Şebnem Ferah yıllardır aynı ekiple çalışıyor. Ekiplerin değişmemesi, sanatçıların kalıcılığında da büyük etkendir.
K.Ö.: Bu rockçıların çıktığı dönemlerde popüler müzik, bugüne oranla daha yükseklerdeydi. Popüler müzik genellikle solistler üzerinde yürür. Belki yapımcılar da tek kişi üzerinden rocka devam etmek noktasında bir tercihte bulunmuş olabilirler.
Türk rockı dünyada bir ekol haline gelebilir mi?
K.Ö.: Evet, ben buna inanıyorum. Önce kendi içinizdeki oluşumlarınızı tamamlayacaksınız. Ondan sonra da dünyaya bir şeyler söylemeye başlayacaksınız. Tarihsel ve kültürel olarak bulunduğumuz konum, Doğu'nun ve Batı'nın tam kesişme noktası. Biz, hem Doğu'yu hem Batı'yı anlayabilen, her ikisi olan, aynı zamanda her ikisi de olmayan bir toplumuz. Bu da bizi ve müziğimizi zenginleştiriyor ve dünyanın içinde bulunduğu durum hakkında söz söyleme imkanı tanıyor.
Sanatçılar genelde apolitik değildir. Türkiye'nin günümüzde yaşadığı problemlerle ilgili düşünceleriniz neler? Şarkınızda dediğiniz gibi her şey yavaş yavaş yoluna girer mi?
K.Ö.: Bu durumdan elbette rahatsızız. Herkesin kendisi için talep ettiği bütün özgürlükleri başkası için de talep etmesini arzu ediyoruz. Bu çerçevede bakılınca ortada çok da çözülemeyecek bir sorun yok. İnsanlar bu konuda hoşgörülerini geliştirseler, daha rahat bir şekilde bu meseleler hallolacak. Kültürümüz, birlikte yaşama pratiğini geçmişte becerdi, gelecekte de bunu rahatlıkla becereceğine inanıyorum. İnşallah bu kutuplaşmanın, ötekileştirmenin tarafları ötekileştirmenin ne demek olduğu konusunda empati kurarak bu durumu aşabilirler. Evet empati olursa sorunların üstesinden daha kolay gelinir; her şey yoluna girer yavaş yavaş.
K.V.: Bu coğrafyada yaşayan herkesin gerçekten dost ve kardeş olduklarını düşünmek istiyorum. İktidarın da muhalefetin de görevi bu toplumun huzur içinde yaşamasını sağlamaktır. Yirmi yıl öncesinde bile böyle sorunlar yoktu Türkiye'de. İnsanın kişisel tercihinden ötürü eğitim kurumuna alınmaması beni tabii ki rahatsız ediyor. |