Bildik kovboy filmleri ile spagetti western arasında gidip gelen havasıyla görsel bir şölen sunan film, 1957 yılı yapımı gerçek bir klasiğin yeniden beyazperdeye uyarlanmasıyla ortaya çıktı. İlk filmi seyredecek kadar şanslı olmasak da iki filmi birden izleyenlerin yaptığı yorumlar, ikinci filmin de en az ilki kadar iyi olduğunu ortaya koyuyor. Yönetmen koltuğunda James Mangold'un tüm ustalığını konuşturduğu film, oyuncularının performansı ile dikkat çekiyor. Russell Crowe ve Christian Bale ikilisinin izlenesi oyunculuklarına Ben Foster'in -o insanı gördükçe sinir eden- katkısı ise doğrusunu söylemek gerekirse mükemmel.
Aslında bir yolculuk filmi diyebileceğimiz "3:10 Treni", 1800'lü yılların Amerika'sına götürüyor seyirciyi. Kanun kaçağı olan Ben Wade (Russel Crowe) ve çetesi, Güney Demiryolları'nın başındaki en büyük beladır. Ben Wade, hiç ummadığı bir anda yakalanır ve iç savaşta gazi olan Dan Evans'a (Christian Bale) teslim edilir. Savaş sonrasında kendine göre bir hayat kuran Evans, bu kötü adamı kanuna teslim etmek için gönüllü olunca işler çığırından çıkacaktır. Evans, kanun önüne çıkarabilmak için, Ben Wade'i kasabadan geçecek 3:10 trenine sağ salim bindirmek zorundadır. İş bu kadar kolay gözükse de Ben Wade'in çetesi liderlerinin bu trene binmemesi için ellerinden gelen her şeyi deneyecektir. Bu arada trene doğru yapılan yolculuk sırasında iyi-kötü iki insanın birbirlerinin hayatına bakışını ve özellikle de Wade'in değişimini de seyrediyoruz. Wade'in film boyunca kendisiyle gireceği hesaplaşma ve pişmanlıklar, filmin temel çıkış noktasını oluşturuyor. Bu arada seyirciyi de hiç ummadığı sürprizli bir son bekliyor diyebiliriz. Klasik pazar sabahı westernlerini özlemiş ve epeydir bu türden film seyretmemiş olanlar için "3:10 Treni"nin keyifli bir seyirlik olacağı kesin gözüküyor. |