BM, sivil toplum kuruluşları, gazeteciler, kısacası duyarlı herkes Darfur için az-çok bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bunlardan biri de New York Times ve National Geographic'in foto muhabiri Lynsey Addario. Şu an Türkiye'de yaşayan Addario, en iyi yaptığı şeyi yaparak, yani fotoğraf çekerek Darfur'da bir şeyler olduğunu dünyaya anlatmaya çalışıyor. Addario'nun 1 Mayıs'a kadar devam edecek olan ve 36 fotoğraftan oluşan sergisi, cumartesi günü Fototrek'te (0212 251 90 14) açıldı. Addario ile Darfur'dan yola çıkarak fotoğrafın anlamı ve amacı hakkında konuştuk.
Neden meslek olarak fotoğrafçılığı seçtiniz?
Fotoğrafçılığa 13 yaşında hobi olarak başladım. Üniversitede uluslararası ilişkiler eğitimi aldım. Mezun olduğumda bir fotoğrafçının yanında asistanlık yaptım. 1996'da Arjantin'de küçük bir gazetede çalışmaya başladım ve o gün bugün devam ediyorum. Bu meslek eğlence için yapılamaz, çünkü kolay değil.
Sizce fotoğraf bir belge mi yoksa sanat mı?
Bazı fotoğrafçılar artisttir, bazıları belgeselci. Bu, bana göre savaşı anlatmak, başkasına göre sanat. Her fotoğrafçının vermek istediği bir mesajı vardır. Bizler fotoğraflarla hikâye yazıyoruz, kelimelerle değil.
Genelde hikâyeyi birkaç fotoğrafla anlatmayı tercih ettiğinizi görüyoruz.
Eğitimimi New York'ta aldım ve oradaki editörler resimlerle hikâye anlatımına önem veriyor. Hikâye anlatmak içinse pek çok fotoğrafa ihtiyacınız vardır. Fotoğrafın gücü, güzelliği ve çokluğu eşit ağırlıklıdır. Hepsi birleştiğinde iyi bir hikâye çıkar ortaya.
Darfur sergisi birçok ülkede yer aldı. Tepkiler nasıldı?
Herkes fotoğrafçılığın gücünden bahsediyor. Bu sergilerle insanlara oralarda ne olduğunu göstermiş olduk. Elbette bazı insanlar sergileri gezer, ama umursamaz. Bazıları ise umursar.
Darfur'u fotoğraflamayı neden tercih ettiniz?
Başta iş olarak başladı. New York Times teklif etti, 2004'te. 2004'ten beri her yıl gidiyorum. Şu an hikâyeyi anlıyorum. Çok karışık bir hikâye; belki bir soykırım olarak başladı 2004'te. Bir ara Afrikalılar ile Araplar arasında bir savaş olarak anıldı. Şu an ise bir sürü isyancı grup var.
Hollywood yıldızları Darfur için bağış kampanyaları yapıyorlar. George Clooney, belgesel film çekti. Bunlar işe yarıyor mu ve siz bu çalışmaları samimi buluyor musunuz?
Bunun hem olumlu hem de olumsuz tarafları var. Hollywood yıldızlarının yaptıkları, sivil toplum kuruluşlarını, BM'yi harekete geçirmesi açısından önemli. Ama tam olarak mevzunun kavranmadığını ve bir Hollywood filmi gibi algılandığını düşünüyorum.
Savaştan döndüğünüzde yaşadıklarınızın etkisinden kurtulabiliyor musunuz?
Benim yapabileceğim en iyi şey, insanlara fotoğraflarım aracılığıyla olanları duyurmak. Bir yerde 8-9 ay kalıp da insanların öldüğünü görmek çok zor. Irak'ta 2 yıl geçirdim. Bu sürede Amerika'nın Afganistan ve Irak politikasına karşıydım.
Müslüman ülkelerde yaşadınız. Suudi Arabistan'da kadınlarla ilgili projelerde çalıştınız. Sizin gözünüzde İslam ve İslam'da kadın imajı nasıl?
Müslüman ülkelerde seyahat etmekten memnunum. Müslümanları misafirperver ve her şeye açık buluyorum. Kendime vazife olarak gördüğüm bir şey vardı; Arabistan'a gidip insanlara, Müslüman kadınların sırf başını örttüğü için aptal olmadığını, aksine eğitimli ve çok güçlü olduklarını göstermek istedim. Çünkü Amerikalılar başörtülü bir kadın gördüklerinde 'kocası yüzünden örtünmüş' diye düşünüyorlar.
2001'de New York Times'ta bir yazınız yayınlandı. Yazıda Afganistanlı bir kadın, "Kuran'a göre Müslüman olmayanlar bizim düşmanımız, dolayısıyla Amerikalılar düşmanımız." gibi ifadeler kullanıyor. Ben İslam'la ilgili bir şey bilmeyen biri olarak bu yazıyı okusam, Müslümanları katil olarak görürdüm. Neden bu kadınla konuşma gereği duydunuz?
Pakistan ve Irak'a 11 Eylül'den sonra gittim. Oradakilerin Amerika hakkında ne düşündüklerini merak ediyordum. Ama bu, sadece 11 Eylül'e inanan insanlardan birinin görüşü. Tek taraflı değil mesele. Amerika'daki insanlar da Müslümanları anlamaya çalışmıyor. İslam'a inanan herkes radikaldir demek doğru değil; çünkü ömrümün 8 yılını Müslüman ülkeleri gezerek geçirdim ve tüm görüşlerim pozitifti. 2004'te Irak'ta kaçırıldım. Kadına değer verdikleri için bana zarar vermediler. Şayet Kongo'da kaçırılmış olsaydım tecavüze uğrardım. Amerika'da bunu anlamıyorlar. Bizim işimiz her iki tarafın birbirini anlamasını sağlamak.
Yeni projeleriniz var mı?
Haftaya Kongo'ya gideceğim ve savaş sırasında tacize uğrayan kadınlarla ilgili çalışacağım, Sonra Hindistan'a gideceğim. Nisanda da New York'ta bir konuşma yapacağım. Çoğu zaman bir sonraki hafta nerede olacağımı bilmeyen biriyim. Seneye de inşallah evleneceğim. |