Kendi filmleri başarılı olan yönetmenlerin bile bu zorlu sınavdan pek de galip ayrılmadığına şahit oluruz; Gus Van Sant'ın, Hitchcock'un Psycho (Sapık) filmini tekrar yaptığında ortaya çıkan sonuç gibi. Bu tip projelerde önce senariste, ardından yönetmene büyük iş düşer. Senaristin önünde binlerce kişi tarafından izlenmiş bir metin vardır. Filmi hangi noktasından tutacağı kendi inisiyatifindedir. Yönetmen ise sahneleri kurarken aslına ihanet edip (ki bu tam bir ihanet değildir aslında) filme kendi yorumunu mu katacaktır; yoksa baştan sona aslını mı aktaracaktır?
Son yıllarda Uzakdoğulu korku filmlerinin, Hollywoodlaştırılmış yeniden yapımlarını izledik. Halka ve Karanlık Su filmleri bu listenin başında geliyor. Bu filmlerin dünya dağıtımlarının akabinde Hollywood'un senaryo sıkıntısı çektiği ve bu büyük stüdyoların 'tutmuş' bir filmi kendi standartdlarında yeniden üreterek pazarlamaktan başka şansının olmadığı da uzun süre konuşuldu.
Bu hafta gösterime giren Göz (The Eye) filmi de bu listeye yeni eklenenlerden biri. Film, 2002 Hong Kong yapımı ve "Ya gördüğün akis senin değilse?" sloganıyla pazarlanan Gin Gwai filminin yeniden yapımı. Korkuyu psikolojik gerilimlerle veren; hayaletler, sanrılar ve dinî inanışlardan kaynak alan J-Horror (kabaca "Japon korku türü" diyebiliriz) filmlerinden Gin Gwai'nin de pek başarılı bir iş olduğu söylenemez.
Göz, kör, güzel ve başarılı bir kemancı olan Sydney'in (Jessica Alba) hayatındaki büyük değişimden hemen önce karşılıyor izleyiciyi. Beş yaşında geçirdiği kaza sonucu görme yetisini kaybeden Sydney, diğer duyuları oldukça gelişmiş ve yaşamını tek başına sürdürebilen bir kadın. Filmin ilk dakikalarında başarılı bir kornea nakli geçiriyor ve yeniden görmeye başlıyor. Zamanla yalnızca herkesin gördüğü şeyleri değil, filmde 'gerçek olmayan' diye nitelenen figürleri de gördüğünü fark ediyor; kimse ona inanmasa da. Ölüleri görüyor, yakında ölecek insanları seziyor. Yaşadığı bu 'tuhaflıkların' korneasını aldığı donörüyle bağlantısı olduğunu düşünüyor ve doktoru Paul'ü (Alessandro Nivola) bu konuda ikna etmeye çalışıyor. Dr. Paul, dokuların hafızası olduğunu kabul edip; organ naklinden sonra kişinin, donörü ile benzer tepkileri vermesine inansa da, Sydney'in gördüğü 'gerçek dışı' şeyleri psikolojik problemler ile açıklıyor. Film, Sydney ve Paul'ün kornea donörünün yaşamını keşfetme arzusuyla Meksika'ya yaptıkları ziyaretten sonra çözülmeye başlıyor.
Göz, çoğu korku filminde olduğu gibi 'merak kediyi öldürür' sözünün kendini kanıtladığı bir iş. Sıkıcı tarafı ise tahmin edilebilir olması. Dahası gelişme bölümünde sürekli kendini tekrarlıyor: Önce Sydney'in gündelik yaşamından bir kesite tanık oluyoruz, sonra duyduğu seslerin ardından gidiyor, bir süre sessizlik oluyor ve bir anda ortaya çıkan görsel ve duyusal efektlerle gerilimin tepe noktasına ulaşıyoruz. Bu ritmi takip etmek bir süre sonra keyifsiz bir izlenceye dönüşüyor.
Filmdeki dramatik sahnelerde başarısız bir performans sergileyen Jessica Alba, korku sahnelerinin üstesinden geliyor. Filmin ilgi çekici yanlarından biri de Sydney'in gözünden gördüğümüz ve bir Hollywood filmi için hayli ayrıksı olan flu görüntüler. Yetkin korku filmi izleyicisi için vasat, hafif gerilimleri seven izleyici için ayarı tutturulmuş bir film. Filmdeki ruh bile sevimli neredeyse.
GÖZ
Yönetmen: David Moreau, Xavier Palud'un
Oyuncular: Jessica Alba, Alessandro Nivola, Parker Posey, Rade Serbedzija |